A. DEVLET YÖNETİMİ
Eski Türk devletlerinde siyasi örgütlenmenin en üst basamağını devlet oluştururdu. Devlete "İl veya el" denirdi.
Devlet teşkilatını Mete Han (MÖ 209 - MÖ 174) kurmuştur. Hükümdara devlet yönetme yetkisinin Gök - Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Bu yetkiye "kut" denirdi. Kut, kan bağı yoluyla babadan oğula geçerdi.
Not: Hükümdarların kanında kut olduğuna inanılırdı. Bunun da kan yoluyla erkek çocuklara geçtiği düşünülürdü. Bu yüzden erkek kardeşler arasında sürekli taht kavgaları yaşanırdı.
Hükümdarlar "otağ" denilen büyük çadırlarda otururlardı. Yerleşik hayatla beraber saraylarda ikamet etmeye başladılar (Uygurlar döneminde).
Hükümdar eşlerine "katım (hatun)" denirdi. Hakan olmadığı zamanlarda hükümdar vekili olarak görev yapar, elçileri kabul ederlerdi.
** Hatunun elçileri kabul etmesi, onun kağanı temsil ettiğinin göstergesidir. Sarayının olması, oğlunun veliaht olması da hatuna ayrı birtakım özellikler kazandırmaktadır.
Hükümdarın erkek çocuklarına "tekin (tigin)" denirdi. Tekinler devlet idaresini öğrenmeleri ve sorumluluk almayı öğrenmeleri için boylara yönetici olarak atanırlardı. Hükümdarın en büyük oğlu ise genelde daha büyük bölgelere yönetici olarak atanırdı. Hükümdarın en büyük oğluna "şad" unvanı verilirdi.
Türklerde devleti daha iyi idare edebilmek için ülke iki bölüme (sağ-sol, doğu-batı, iç-dış, ak-kara) ayrılmıştır (Çifte hükümdarlık sistem, federatif). Doğu, batıya göre daha üstün kabul edilir.
Yabgu: İkili yönetim sisteminde doğuya bağlı olarak devletin batı bölümünü genel vali olarak yönetirdi.
İlk Türk devletlerinde iktisadi ve kültürel önemli kararlar Kurultay, Toy ya da Kenges adı verilen mecliste görüşülür ve karara bağlanırdı. Kurultayda alınan kararlar bağlayıcıdır. Herkesin bu kararlara uyması gerekir. Kurultay, hakan başkanlığında toplanırdı.
Kurultay, herkesin görüşünü rahatlıkla savunabileceği demokratik bir ortamdır. Kurultay'da alınan kararlar, hükümdar onaylarsa yürürlüğe girerdi. Bu durum Kurultay'ın bir danışma meclisi olduğunu gösterir.
Kurultayın Özellikleri
Devletin siyasi, askeri, ekonomik tüm konuları görüşülürdü.
Devletin ileri gelenleri katılırlardı. Üyeleri halk tarafından seçilmezdi.
Kurultaya katılma hakkı olanlara toygun denirdi.
Alınan kararlar hakanın onayından sonra yürürlüğe girerdi. Bu durum kurultayın danışman meclisi gibi çalıştığını gösterir.
İLK TÜRKLERDE DEVLET YÖNETİMİ
Devlet teşkilatı ikili sisteme göre kurulmuştur. Bu teşkilatlanma Sağ - Sol, Kuzey - Güney, Doğu - Batı şeklinde olmuştur. Genellikle sağ kolun üstünlüğü tanınmıştır. Hükümdar merkezde veya doğuda bulunurdu.
Not: Türk Devletlerinde görülen ikili yönetim ve boylar federasyonu devletlerin çabuk kurulmasına, kolay yönetilmesine ve hızlı büyümesine sebep olmuştur. Ancak buna karşılık olumsuz sonuçlar da doğurmuştur. Devletler kolayca dağılmışlardır.
Devlet yönetiminde tamgaç (tamgacı), buyruklar (bakan), iç buyruklar (saray işleri ile ilgili bakan), Tarkan (askeri idareden sorumlu saray görevlisi), tudun (mali işlerden sorumlu kişi veya vali), tekin (şehzade), subaşı (ordu komutanı), bitigciler (kâtip), yargucı (tercüman, elçi, yargıç), agılıg (hazine görevlisi) görevlileri sorumluluk alan ve çalışan memurlardır.
B. ORDU
Türklerde ordu, devletin bağımsızlığının ve gücünün simgesidir. Bu yüzden ordu teşkilatına büyük önem verilmiştir. Eski Türk geleneklerinde ordu-millet anlayışı vardır. Bu yüzden eli silah tutan herkes asker sayılırdı. Ordu genelde atlı birliklerden oluşur ve paralı değildir. Türklerde ordu teşkilatını ilk kez Mete Han kurmuştur. Ordu onlu sisteme göre teşkilatlandırılmıştır. En küçük birlik on kişiden meydana gelmekteydi ve başında "onbaşı" bulunurdu. En büyük birlik ise 10.000 kişiden oluşurdu. Bu birliğin başında tümenbaşı rütbesine sahip bir komutan bulunurdu.
Ordunun başındaki en büyük komutan ise hakandı. Ülkenin bağımsızlığını korumak yeni yerler fethetmek hakanın görevleri arasındaydı. Türkler hareket kabiliyeti yüksek ve disiplinli, kendi dönemlerinin en güçlü ordularını kurmuşlardır. Silah yapımında da gelişmişlerdir. Başlıca kullandıkları silahlar ok, yay, mızrak, kılıç, süngü ve kalkandır. Türkler savaşlarda turan taktiğini (kurt kapanı) kullanırlardı. Bu taktikle savaş meydanlarında birçok başarı elde etmişlerdir. Türk ordu sistemi daha sonra Çin, Moğol ve Bizans orduları tarafından örnek almıştır.
C. DİN VE İNANIŞ
İlk Türk devletlerinde farklı dini inanç sistemleri benimsenmiştir. Türklerin en eski inançları Totemizmdir. Bu inanışa göre bazı bitki ve hayvanlar kutsal kabul edilirdi. Bu totemlere "ongun" adını vermişlerdir. Türkler doğada birtakım gizli kuvvetlerin olduğuna inanıyorlardı. Dağ, tepe, su, ağaç, orman, demir, güneş, ay, yıldız, gök gibi unsurlar "kutsal varlıklar" olarak kabul edilmiştir. Doğanın canlanmaya başladığı ilkbahar mevsimini kutsal kabul etmişlerdir.
İlk Türk devletlerinde toplumun büyük bir bölümü Gök -Tanrı dinine inanırdı. Bu dinde kendine tapılan en yüce varlık Tengri'ydi (Tanrı). Bu inanca göre hükümdarın Gök Tanrı tarafından görevlendirildiğine ve dünyayı yönetme yetkisinin kendisine verildiğine inanılırdı.
Cennet ve Cehennem inancı vardı. İyi insanların Uçmağ'a (Cennet) kötü insanların ise Tamu'ya (cehennem) gideceğine inanılırdı.
Türkler Gök Tanrı'yı eşi ve benzeri olmayan en yüce varlık olarak gördükleri için onu herhangi bir şekilde putlaştırmadılar. Türklerde ölümden sonra hayat inancı bulunurdu. Bir kimse öldüğünde atı, silahları ve eşyaları ile beraber gömülürdü.
Not: Eski Türklerde görülen ahiret (cennet-cehennem) inancı, kurban kesme geleneği Türklerin İslam dinini benimsemesini kolaylaştırmıştır.
Mezarının üstüne hayattayken öldürdüğü düşmanlarının sayısı kadar "balbal" adı verilen heykeller dikilirdi.
Türkler ölülerine büyük bir önem verirlerdi. Ölenlerin gömüldüğü yerlerin belli olması için "kurgan" adı verilen tümsek mezarlar hazırlanırdı.
Ölen kişi için "yuğ" ya da "yoğ" denilen törenler düzenlenirdi. Ölen kişi gömüldükten sonra törene katılanlara yemek verilirdi, bu yemeğe "ölü aşı" denirdi.
Not: Günümüzde bazı yörelerimizde halen bu gelenek devam ettirilmektedir.
Şamanizm bir din olmayıp Türklerin inanışlarının sihir ve büyü ile ilgili kısmıdır. Şamanizmde dünya, iyi ve kötü ruhların etkisi altındadır. Şaman adı verilen dini görevliler, yapılan ayinlerde bu ruhlarla temasa geçip iyi ruhların faydalarını sağlayan kötü ruhların zararlarını önlemeye çalışan görevlidir. Şamanlık bilgisinin genetik olduğuna ve babadan oğla geçtiğine inanılırdı. Din adamlarına şaman, baksı ya da kam adı verilirdi. Türkler arasında bu din ve inançlardan başka farklı din ve inanışlar da görülmüştür.
Maniheizm, Budizm, Hristiyanlık, Musevilik gibi dinler ve Taoizm çeşitli dönemlerde görülmüştür. Türkler çeşitli din ve inanışlara sahip olmakla beraber diğer dinlere karşı hoşgörülü olmuşlardır. Farklı inanışlara sahip olan topluluklarla bir arada yaşamışlardır.
D. BİLİM VE SANAT
Türkler "On İki Hayvanlı Takvim" adı verilen bir takvim düzenleyip kullanmışlardır. Güneş yılı esasına dayanan bu takvimde her yıl bir hayvan adı ile isimlendirilmiştir. Hicri takvimin yaygınlaşmasına kadar bu takvim kullanılmıştır.
Türkler ileri bir astronomi bilgisine sahiptirler. Çin ve Hint eserlerinin Türkçeye tercüme edilmesi Türklerin bilimsel ve kültürel çalışmalara önem verdiklerinin kanıtıdır. Uygurlar hareketli harf sistemini bularak bugün kullanılan modern matbaanın temelini atmışlardır. Türkler bilim adamlarına çok büyük önem vermişler, kağan bilim adamlarını daima yanında bulundurmuştur.
Göçebe hayatın gereği olarak sanat eserleri çoğunlukla deri, ahşap, metal işçiliğine dayalı olan taşınabilir eserlerdi. Halı, kilim dokumacılığı ve çadır sanatı yaygındı. Eğlencelerde "kopuz" adı verilen müzik aleti çalınırdı.
Türkler Uygurlar Döneminde büyük çapta yerleşik hayata geçtiği için evler, tapınaklar, saraylar ve şehirler kurulmaya başlamıştır. Uygur mimarisinde Maniheizm ve Budizm dinlerinin etkisi görülmüştür. Uygurlarda mimarinin yanı sıra heykelcilik, minyatür ve resim sanatları da gelişmiştir. Çinliler, Moğollar, İranlılar ve Araplarla ilişkileri olan Türklerin bu toplumların kültürleri üzerinde etkisi olmuş ve onlardan da etkilenmişlerdir.
E- SOSYAL VE EKONOMİK HAYAT
Türklerde halk sınıflara ayrılmamıştır. Toprağa bağlı bir yaşantı olmadığı için kölelik yoktur. Bu durum Türklerde toplumsal alanda eşitlik olduğunun göstergesidir.
Türklerde toplumu oluşturan en küçük birim oğuş(Aile), oğuşların bir araya gelmesiyle urug (sülale), urugların bir araya gelmesi ile budun (Boylar birliği-Millet) meydana geliyordu. Evlenerek ayrı ev kuran çocuklar hisselerini alarak ayrılırlar, en küçük çocuk baba evinde kalırdı. Tek eşlilik yaygındı. Ailenin yaşadığı çadırda aile fertlerinin ve eşyaların belli yerleri vardı. Bu yerler değiştirilemezdi. Çadırın ateş yakılan yeri kutsal sayılırdı.
Eski Türkler göçebe toplum özelliği gösterirlerdi. Toplumun temel unsuru ailedir. Türklerde ataerkil aile tipi görülür. Türk ailesi baba, eş ve çocukların aynı yerde oturduğu küçük aile tipindedir. Türk toplumu geleneklere dayanan ve herkesin uymak zorunda olduğu töre adı verilen yazısız hukuk kurallarıyla yönetilmiştir.
** Töreye hükümdarlar dâhil herkes uymak zorundadır. Bu durum, Türklerde yasaların üstünlüğü ilkesinin benimsendiğinin göstergesidir.
Eski Türklerde ekonomi büyük ölçüde hayvancılığa dayanıyordu. Hayvan; birçok ihtiyaçları karşılamada önemli bir yere sahipti. Çin başta olmak üzere Türkler, hayvanlarını satarak kendi ihtiyaçlarını karşılıyorlardı.
Çinliler ile Hunlar arasında başlayan ticari ilişkiler çerçevesinde Çin sınırlarında at pazarları kurulmuştur. Hayvanlarını otlatmak zorunda olan insanlar her zaman yer değiştirmek ve göçebe olarak yaşamak zorunda kalmışlardır.
Not: Türkler ilk kez Uygurlarla yerleşik hayata geçmeye başlamıştır.
Göktürkler zamanında Çin ile ticari ilişkiler gelişmiş, Uygurlarda ileri bir seviyeye gelmiştir. Çin ile yapılan ticarette en önemli takas malları hayvan ve ipekti.
Not: Orta Asya Türk Devletleri içinde ekonomik faaliyetlerin diğerlerine göre daha öne geçtiği dönem Uygurlar Dönemi olmuştur.
Hunlar ve Göktürkler devrine ait tahıl ambarlarının bulunması, Türklerin yaşadıkları bölgelerde yapılan incelemelerde sulama kanallarının olması tarım yapıldığının kanıtıdır. Altaylar çevresindeki demir ve altın yatakları Türkler tarafından işletilmiştir. Demirin önemini kavrayarak silah sanayisini geliştirmişlerdir.
Türkler bu dönemde dünyanın en önemli ticaret yollarından biri olan İpek Yolu'nun hâkimiyeti için Çin başta olmak üzere diğer devletlerle mücadele ettiler. Türkler ipek Yolu ticaretinden pay almışlardır.
Türkler ekonomik yaşamda para yerine geçen üzerinde hükümdarın mührünün bulunduğu kumaş parçalarını kullandılar. Türk tarihinde ilk parayı Türgişler kullandı. Türklerde genellikle göçebe hayat tarzı hüküm sürdüğü için dış ülkelerle ekonomik ilişkilerde dışarıya hayvansal ürünler satılır, dışarıdan tarım ürünleri alınırdı.
F. HUKUK
İlk Türk devletlerinde yazılı olmayan fakat gelişmiş bir hukuk anlayışı hâkimdi. Bu yazılı olmayan hukuk kurallarına Töre adı verilirdi. Töre devlet ile toplum veya toplum içindeki insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde uymaları gereken hukuk kurallarıydı.
Törenin başlıca üç kaynağı vardı.
Eski Türk gelenekleri
Kurultay'da alınan kararlar
Hükümdarın kararları
Devlet içinde yaşayan herkes töreye uymak zorundadır. Töre, hiç değişmeyen hukuk kuralları değildir. Değişen zaman ve durumlara göre özü değişmemek kaydıyla yeni hükümler oluşturulur. Töreyi uygulamak ve gözetmek hükümdarın görevlerindendir. Türklerde töre hükümdarı bağlayıcı bir nitelik taşımıştır. Bu durum hukuk üstünlüğünün, hükümdarların keyfi davranamadığının göstergesidir.
Büyük davalara hükümdarın başkanı olduğu bir kurul (yüksek mahkeme) bakardı. Diğer davalara ise Yargucu (yargıç) adı verilen görevlilerin yönettiği mahkemeler bakardı. Zamanla hukuk sisteminde değişiklikler görüldü. Özellikle Uygurlar dönemiyle beraber yerleşik hayatın başlaması ve ticari hayatın gelişmesi, kişiler arasında yapılan sözleşmelerin ağırlık kazanmasına ve özel hukuk anlayışının gelişmesine zemin hazırlamıştır. Yazılı hukuk kuralları ilk defa Uygurlarda uygulanmıştır.
Devlete karşı isyan ve ihanet, adam öldürmek, at çalmak, zina etmek gibi suçlar idamla cezalandırılmıştır. Göçebe hayat tarzı yaygın olduğu için hapis cezası çok uygulanmamıştır. Suçluların devlet tarafından cezalandırılması kan davalarını büyük ölçüde önlemiştir.
G. YAZI - DİL VE EDEBİYAT
Türkçe, dünyanın en eski ve köklü dillerinden biridir. Sözlü olarak gelişen Türkçe daha sonra yazı dili olarak kullanılmıştır, ilk yazılı eserler Göktürk ve Uygur alfabeleri ile yazılmıştır.
Göktürk Alfabesi (Orhun Alfabesi)
Otuz sekiz harften oluşmaktır. Dört harf ünlü, otuz dört harf ise ünsüzdür. Orhun Yazıtları ve Yenisey Yazıtları Göktürk alfabesi ile yazılmıştır.
Orhun Yazıtları: Orhun nehri civarında bulunan II. Göktürk (Kutluk) Devleti Dönemi'ne ait Orhun Kitabeleri Tonyukuk (727), Kül Tigin (732) ve Bilge Kağan (735) kitabeleridir. VIII. yy.'da yazılmıştır. Bu kitabe;
Türk adının geçtiği ilk Türkçe metindir.
Türk tarihini aydınlatan ilk yazılı kaynaklardır.
Türk edebiyatının en iyi edebiyat örneklerini oluşturması yönünden önemlidir.
Kitabelerde Türk medeniyeti, yasalar, siyasi olaylar hakkında bilgi verilir. Ayrıca yöneticilerin ve halkın karşılıklı görevlerinden bahsedilmesi, o devirlerde ileri bir sosyal devlet anlayışının var olduğunu göstermektedir.
Uygur alfabesi ile yazılmış önemli hukuk vesikaları vardır.
Bu vesikalarda ticaret, para ve ölçü sistemlerinden, kişilerin bireysel veya toplu olarak yaptıkları işlerden bahsedilir. Kitap basma tekniğini de bilen Uygurlar, çağdaş matbaanın temelini oluşturan hareketli harf sistemini bulmuşlar ve bu sistemde kitap basmışlardır.
Uygur Alfabesi: On sekiz harften oluşan bu alfabede üç ünlü, on beş ünsüz harf bulunur. Uygur alfabesi on sekiz harf bulunması nedeniyle zengin bir dil olan Türkçenin yapısına uygun değildir.
Yenisey Yazıtları: Yenisey bölgesinde bulunan Kırgızlara ait mezar taşları ve yazılı kayalardır. 5. yy.'a aittir. Bu yazıtları Finli bilgin Heikel çözümlemiştir.
Karabalgasun Yazıtları: Uygurlar dönemine ait olan Karabalgasun yazıtları Türkçe, Çince ve Soğdca olarak üç dilde yazılmıştır. Uygur tarihi ile ilgili önemli bilgiler vermektedir.
Sözlü Türk edebiyatının önemli örnekleri "sav"lar (Türklerin yaşayışlarını anlatır), "sagu"lar (ölen büyükler için söylenir) ve "koşuk" (ziyafetlerde, av ve akınlarda söylenen coşkulu şiirler)lardır. Eğlencelerde "kopuz" adı verilen bir müzik aleti çalınırdı.
Sözlü edebiyatın en zengin olduğu alan destanlardır. Bu destanlar:
A) GÖKTÜRK DESTANLARI
1. Ergenekon Destanı: Destanda Göktürklerin Tatarların baskınına uğramasından sonra kurtulanların uzak bir bölgede, yüksek dağların arasında, geçit vermeyen Ergenekon'a ulaşmaları ve buraya yerleşmeleri anlatılır. Ergenekon'da tekrar çoğalan Türkler, dağı aşmaya karar verirler. Bu sırada bir demircinin dağda bir demir madeni olduğunu ve bu madenin eritilebilmesi ile bir geçit açılabileceğini söylemesi üzerine, büyük bir ateş yakarak demir madenini eritirler. Türkler açılan geçitten çıkarak tekrar yurtlarına dönerler.
2. Bozkurt Destanları: Destanda Türklerin düşman baskınına uğraması üzerine hepsinin öldürüldüğü, yalnız bir gencin bu baskından dişi bir kurt tarafından yaralı olarak kurtarıldığı anlatılmaktadır. Bu baskında sağ kalan gençle dişi bozkurttan Göktürklerin tekrar çoğalmaları destanın konusunu oluşturur.
B) UYGUR DESTANLARI
1. Türeyiş Destanı: Destanda Eski Hun hükümdarlarının iki güzel kızını tanrılarla evlendirmek amacıyla yüksek bir kuleye bırakması, Tanrının da bozkurt görünümünde gelerek Hun hükümdarlarının kızlarıyla evlenmesinden söz edilir. Bu evlilik sonucunda doğan çocuklara Dokuz Oğuz -On Uygur denilmiştir. Yine bu çocukların Bozkurt ruhu ile çoğaldıkları anlatılır.
2. Göç Destanı: Destanda hakanın oğlunu Çin prensesi ile evlendirmesi, buna karşılık Kutul dağını vermesi, yurtta birliğin bozulmasıyla Uygurların göç etmek zorunda kalması ve çektikleri acılar anlatılmaktadır.
C) SAKA DESTANLARI
1. Alp Er Tunga Destanı: Sakaların en büyük hükümdarı olan Alp Er Tunga'nın hayatının ve yaptığı savaşların anlatıldığı destandır.
2. Şu Destanı: Destanda Makedonya kralı Büyük İskender ile Saka hükümdarı "Şu" arasındaki mücadeleler anlatılmaktadır.
D) HUN DESTANI
Oğuz Kağan Destanı: Büyük Hun devletinin en güçlü hükümdarı Mete Han'ın kahramanlıklarının efsanevi bir şekilde anlatıldığı destandır. Bu destandaki olaylardan söz edilen ve 16. yy.'da Akkoyunlular tarafından yazılı bir şekle sokulan Dede Korkut hikâyeleri de bu dönemle ilgili önemli bir kaynaktır.
E) KIRGIZ DESTANI
Manas Destanı: Kırgızlar dönemine ait bu destan Türk tarihindeki en uzun destan özelliğine sahiptir. (Aynı zamanda dünya tarihinin de en uzun destanıdır.) Manas Destanında Müslüman olan Kırgızların putperest kalmuklarla yaptıkları mücadeleler anlatılmaktadır.
